Karaburun Sanat Kampı’nın 15 Ağustos Cuma günü gerçekleşen “Yazarın Direnişi: Edebiyatın Politik Hafızası” başlıklı söyleşisinde Yazar Figen Koşar açılış konuşması yaptı.
Değerli konuklar, sevgili katılımcılar,
Karaburun Sanat Kampı’nın bu oturumunda Başlığımız güçlü ve çok katmanlı: “Yazarın Direnişi: Edebiyatın Politik Hafızası”.
Direniş… Genellikle meydanlarda, barikatlarda, yüksek sesli protestolarda düşünülür. Ama biz burada başka bir direniş biçimini konuşacağız: yazının direnişini. Çünkü edebiyat, yalnızca anlatmaz; unutturulmak isteneni hatırlatır, bastırılmak isteneni görünür kılar, susmaya zorlananlara bir alan açar.
Edebiyatın kurduğu anlam dünyası, bazen politik bir bildiriden daha etkili olabilir. Resmi tarihle kavga etmez belki ama ona meydan okur.
Bugün burada, politik hafızanın ne olduğunu konuşacağız. Travmalarla örülmüş kolektif bir geçmişten söz ediyoruz: darbeler, faili meçhuller, kayıplar, sürgünler, direnişler… Ve bu yaşanmışlıkların edebi dile nasıl dönüştüğünü.
Yazarın bu noktadaki rolü yalnızca bir tanık olmak değil; aynı zamanda sorgulayıcı, hatırlatıcı ve dönüştürücü olmaktır. Sözün susturulduğu yerde yazarın kalemi politikleşir. Çünkü belleği canlı tutmak, sadece geçmişi anımsamak değildir; aynı zamanda bugünü kurmak, geleceği sorgulamak anlamına gelir.
Türkiye edebiyatı, politik hafıza konusunda güçlü bir gelenekten geliyor. 12 Eylül’ün cezaevi anlatıları, Kürt meselesinin sürgün öyküleri, Gezi Direnişi’nin doğrudan ya da simgesel anlatımları… Bunlar birer hafıza alanıdır. Bu hafızayı yazmak biraz da geleceği şekillendirmektir.
Bu oturumda, farklı biçimlerde ama ortak bir dirençle yazan üç değerli isimle birlikteyiz:
