Site icon Mimas Yayınevi

“Yazarın Direnişi: Edebiyatın Politik Hafızası”

Karaburun Sanat Kampı’nda 15 Ağustos 2025 Cuma gerçekleşen “Yazarın Direnişi: Edebiyatın Politik Hafızası” başlıklı söyleşi oturumunda yazar İsa Balcı Moderatör Figen Koşar’ın sorularını yanıtladı.

FİGEN KOŞAR

“Siz kendinizi bir politik öykücü olarak tanımlıyorsunuz. Sıradan insanların gündelik direnişini, işçilerin, emeğin, görünmeyenlerin hikâyesini duyuran bir öykü anlatıcısı,  edebiyatın politik hafızasının güçlü bir temsilcisisiniz.

“Taze Yasin Davası’ndan Roni’ye, Bisikletçi’den İnek’e uzanan öyküleriniz hep ezilenlerin cephesinden yazılmış. Politik hafıza sizin metinlerinizde yalnızca bir tercih değil, yaşadığımız coğrafyada adeta kaçınılmaz bir zorunluluk gibi duruyor. Edebiyatla bu hafızayı kurmak sizin için ne ifade ediyor?

İSA BALCI

Merhabalar, öncelikle vakit ayırdığınız için teşekkür ediyorum. Taze yasin davası kitabının girişinde okuyacak insanın neyle karşılaşacağını ya da hedeflediğim edebiyat yaklaşımı anlatan roman jaconson a ait “edebiyat sıradan konuşmaya karşı örgütlü bir şiddeti temsil eder” sözü var. Sadece politik bir hafıza değil ideolojik bir hafıza kurma bellek yaratma derdindeyim. Bir soyağacı meselesidir aktarma, insan büyüklerinden ne duyduysa onu anlatıyor. Ezilenleri, işçileri, yoksulları anlatan daha doğrusu direk anlatan öykü ya da roman yok. İnce memed den sonra bir tane ince memed gelmedi. Hatta gelmesin diye uğraşıldı. Hafıza kurmak tam burada önemli İnce Memedler biter mi! Bir ince memed hafızası.

FİGEN KOŞAR

“12 Eylül, Gezi, Kürt meselesi, işçi direnişleri… Öykülerinizde Türkiye’nin yakın tarihine dair çok sayıda kırılma anı var. Sizce edebiyat bu travmaları kayda geçirerek toplumsal hafızayı nasıl diri tutar? Öykü yazmak sizin için aynı zamanda bir ‘hafıza direnişi’ mi?” Geçmişi yazarken bugüne ya da yarına nasıl söz söylüyorsunuz?”

İSA BALCI

Tarih; geçmişi yazar ama gelecekte uygulanır.  Her dönemin kendine ait dinamikleri var. Güzel ve kötü anları. Dünyanın en kötü anını yaşamıyoruz, en kötü olanlardan birini yaşıyoruz. Aslında bu soruya uzun uzun cevap vermek gerekiyor. Tarihsel örneklerle ama kısa şöyle söylemek istiyorum. Bizler birbirimize bıraktığımız not kağıtlarıyız. Ve bu notlar yazıldığı dönemlerdeki acıları anlatıyor. Bu ülke bugün kötü değil hep kötüydü. Ekonomisi hep kötüydü, insan hakları hep kötüydü. Söyleyebileceğim tek söz. Ağalar bitecek.

FİGEN KOŞAR

“Öykülerinizde işçiler, kadınlar, tutsaklar, Kürtler, devrimciler var; yani resmi tarihin ve ana akım edebiyatın çoğu zaman görmezden geldiği insanlar. Hangi hikâyeyi yazacağınızı belirlerken bu vicdani sorumluluk size nasıl yol gösteriyor? Yazarlıkta bu sorumluluğu taşımak sizde nasıl bir yük ya da motivasyon yaratıyor?”

İSA BALCI

Öncelikle sorumluluk bir yük değil. Ben şöyle öğrendim, eksiğini gördüğün fikri ya da eylemi şiakayet etme. Yap. Yaparken dayanışma isteyebilirsin tabii. Sorumluluğum yok, olması gerekeni yaptığımı biliyorum. Vicdani bir sorumluluktan ziyade okuduklarım gördüklerim anlatılanlar yol gösteriyor. Bilincim yani politik ya da ezilenlerin öyküsünü yazarken bilincim çok açık ve netim. Bu ülkede işi vicdana bırakacaksak valla vicdan kanseri diye tıpta yeni bir dal açılır.

FİGEN KOŞAR

“‘İnek’ kitabınızda öyküleri Fransa ve Rusya’da konumlandırıyorsunuz ama aslında bu coğrafyanın meselelerini anlatıyorsunuz. Bu, hem edebi bir tercih hem de politik bir tavır. Ülke sınırlarının dışına çıkarak kendi coğrafyanızın politik hafızasını yazmak size ne sağlıyor? Bazen dışarıdan bakmak, içerideki gerçeği daha görünür mü kılıyor?”

İSA BALCI

Söylediğiniz gibi bir tercih ve tavır. Evet öykü mekanları ya da karakterleri buradan seçebilirdim. Fakat o dönemlerde türkiyede faşizmi kim anlatıyorsa sürekli Alman faşizmi, hitler… diyerek başlıyordu meseleye. Sürekli başka ülkelerde vurgular. Bir güncel örnek Bu ülkeninde faşizme dair. Nasıl hatırı sayılır faşizmi var ülkenin.  yeni doğan çetesi diye bebeklerin katlediği bir ülke burası. Ama bugün mü oldu? İlk defa bebek katledilmedi bu ülkede. Maraş katliamı esnasında daha doğmamış bebekleri anne karnında öldürdüler. Yoksulların bebeklerinin başına gelen bir durum. Kendi durumu izah ederken başka ülke, insan, canlılardan örnek verebiliriz. Bu öğreticide olur. Ama mesela yine kimse hitlerin nasıl gittiğinden bahsetmedi. Burası hitlerin ülkesi evet hiç itirazım yok. Kızılordumuz nerede, stalin nerede. Hitlere sığanakta kendi başına silah dayatan güçten ideolojiden bahsedende olmadı. İnek de asıl amacım yabanacılaşmaya karşı bir eleştiri.

 

FİGEN KOŞAR

“Politik hafızayı roman değil de özellikle öyküyle yazmayı seçiyorsunuz. Sizce öykü, bu coğrafyanın politik gerçekliğini aktarmak için daha uygun bir tür mü? Öykünün kısa ve yoğun formu, politik hafızayı taşımada nasıl bir işlev görüyor?”

İSA BALCI

Sanatın her türü her disiplini politik gerçekliği aktarmak için uygun. Mesele bunu isteyip istememek. Bence öykü ne demek onu söylemeye çalışayım. Öykü; bir an’ı anlatma meselesi gibi geliyor bana. Ben öyle yaklaşıyorum. O an esnasında gelişen eylemler ve olaylar. Her sabah yeni bir an’a uynaıyoruz. Biz de günce çok çabuk değişiyor. O yüzden öykü daha tepkisel ve etkili. Formuda uygun. Ben öykü yazmayı ve okumayı seviyorum.
FİGEN KOŞAR       

“Öykülerinizde politik direniş anlatılırken aynı zamanda edebi bir estetik de var. Peki edebiyat sadece tanıklık etmekle mi yetinmeli, yoksa direnişin estetiğini de yaratmalı mı? Politik hafızayı yazarken edebi estetikle politik sorumluluk arasında nasıl bir denge kuruyorsunuz?”

İSA BALCI
Sanat kapitalizm tarafından yaşama yerleştirilmiş pisliği ( faşizmi) atma yöntemlerinden biridir.  Bunu ezilenler işçiler zorla yapabilir ki hiç rahatsız olmam. Sanatçıda estetik kaygıyla yapar ki bundan da rahatsız olmam. Denge kısmı şöyle yazdığım öykünün muhattabı yaşıyorsa ya da yakını yaşıyorsa hemen iletişime geçerim. İstismar etmediğimi hissediyorsam yazarım.

FİGEN KOŞAR

Ezilenlerin hikâyelerini yazmak gerektiğini söylüyorsunuz. Ama aynı zamanda edebiyatın arabeskleştiğini, bohemleştiğini ve toplumsal sorumluluktan uzaklaştığını düşünüyorsunuz. Bugünün Türkiye’sinde bir yazarın gerçekten toplumun vicdanını temsil edebilmesi için hangi koşulların oluşması gerekiyor?”

İSA BALCI

Sanatı yozlaşıyor. Kendimizin olanı savunmuyoruz. Ama bu yozlaşma şuradan çizgi çizerek başlatayım ya da ben oradan tutalım diyorum. Sohbetin başında ince memed dedim.  Sovyetler çökmeden önce İnce memedler biter mi diyen belli kitleselliğe ulaşmış silahlı birkaç örgüt, sovyetler çökünce çok geçmeden vurarak ağalar biter mi demeye başladı. Senin bıraktığın ya da temsil edip teslim ettiğin alanı hayat doldurur. Sanatı arabeksle doldurdular. İnsanlara fakiriz ama mutluyduk demeyi öğrettiler bu edebiyatla.  İki güncel örnek vereyim türkiye edebiyatını okuyun baştan aşağıya ülkede dört tane alevi olduğunu düşünürsünüz. Ama yatsı namazı kılan ninem, camiiden çıkan tonton amcam, bayram namazına giden yiğenim… bu ülkede yirmi milyon alevi var deniliyor bi yerde geçmez mi bunlar. Yok sayma. Kürtlerede yapılan bu. Ve birse son dönmede “küfür” küfür sanatın içinde var yaşamda var deniliyor. Doğasında yok. Soktular. İlişkilerimizi yozlaştırmak için, dili yozlaştırmak için. Ama slogan yazsan bu çok slolagan olmuş. O az küfür bu çok slogan. Ben nurtepe de oturyorum. Ben mekan anlatsam nasıl duvar yazısını yamayacağım.  Sivas katliamın hesabını sorduk soracağız demek slogan ana avrat küfür etmek yaşamın içinde var. Yaşamı oluşturan olgulardan bir tanesi ev ya da barınma ise bizim tüm barınaklarımız yazılama dolu. Umarım anlatabildim.