Karaburun Sanat Kampı 17 Ağustos Pazar günü şairleri ağırladı. Altay Ömer Erdoğan moderatörlüğünde gerçekleşen söyleşinin İlk oturumunda, Şair Hıdır Işık soruları yanıtladı.
Altay Ömer Erdoğan: Şiir ile direniş sözcüklerini yan yana getirdiğinizde toplumsal tarihimizde şiirin yeri ve önemi üzerine neler düşünüyorsunuz? Şiir tüm edebiyat türleri arasında nasıl bir direniş örgütlemektedir? Şiir, çağıyla yüzleşebilmekte midir?
Hıdır Işık: Şiir ile direniş arasındaki ilişkinin kavramsal kıyılarına uğrayarak başlamak istiyorum bu sorunun bahşettiği yolculuğa.
Şiir ya da genel anlamda sanat, sanatçının varoluşsal arayışıyla şekillenen ve sezgi ile zaman arasındaki ilişkiden doğan estetik bir yaratım evrenidir. Buradan yol alarak varoluşun, varlığın içinde bulunduğu mekânının ve zaman denen akış sürekliliğinin içinde bulunan insanın tüm devinimlerle olan ilişkisi aslında bir direniştir ve bu direnişi resmetmesi itibariyle şiir ya da sanatın da özünde bir direniş olduğunu söyleyebiliriz. Bir diğer deyişle insanın zaman, mekân ve olay ağlarının akışına -hatta soyut olana- karşı geliştirdiği var olma mücadelesi direniştir; bu var olma halinin bir diğer ifade biçimi olan sanat da bir direniştir.
Toplumsal tarihimizde şiir, genç cumhuriyetin ilk yıllarında Ahmet Haşim ve Yahya Kemal gibi isimlerin bulunduğu geleneksel şiirden modern şiire geçiş yapan şairlerin ve Ziya Gökalp’ın yolundan giden Hececiler’in şiirleri ön plana çıktığı görülmektedir. Cumhuriyetin kuruluş yıllarında sonraki ilk dönem yıllarında yani 1940’lı yıllarda, Nazım Hikmet’le başlayan toplumcu gerçekçi bir yönelim yaşanmıştır. Kaynağını, çıkış noktasını Marksizm’den alan bu sanat anlayışı bireyin üretim ve yönetimle olan ilişkisindeki haksızlıkları, çıkmazları öne çıkarmıştır. Nazım Hikmet bireyi ve toplumu, içinde yaşadığı ve üreterek ana bileşeni olduğu sistemi sorgulamaya davet eden toplumcu şiir alanında üretimler yaparken, Orhan Veli, Melih Cevdet Anday, Oktay Rıfat’ın öncülüğünde Garip Hareketi başlamıştır.
1940’lı yıllarda Nazım Hikmet’in yanı sıra toplumcu şiirde Ercüment Behzat Lav, İlhami Bekir Tez, Attilâ İlhan, Rıfat Ilgaz, A. Kadir, Enver Gökçe, Ömer Faruk Toprak, Niyazi Akıncıoğlu, Cahit Irgat gibi şairler öne çıkmıştır. Bu şairlerin şiirlerindeki uğrak temaları, Anadolu’nun yaşam şartları, savaşların yıkımları, yoksulluk, kentleşme, sanayileşme, direniş, umut ve umutsuzluk olmuştur. Toplumcu şiirin bu ilk döneminde estetik kaygıdan ziyade toplumcu temaların sorunsallarına temas ön plandadır. Bu şairlerin şiirlerinde politik tavrın beraberinde sloganik söylemler barındırdığı fakat birkaç şair haricinde keskin bir direniş dili kullanımının yeterli düzeyde kullanıp kullanmadığı tartışma götürdüğü söylenebilir. Ahmed Arif bu dönemlerde şiir yazmaya başlamasına rağmen toplumcu gerçekçi olarak 1960’lı yıllardan sonra kitap yayınlar.
Avrupa’da ise özellikle I. Dünya Savaşında yaşananlara tepki olarak Dadaizm, Sürrealizm gibi dünya sanat tarihini etkileyen önemli sanat akımları doğmuştur. I. Dünya Savaşı sonrası yaşanan buhrana tepki olarak Avrupalı sanatçılar bilinç altının düşsel dünyasına yönelmişler, nesneleri kendi doğal ortamlarından çıkararak düşsel bir ortama taşımışlardır.
1960’ın sonlarına doğru dünyada başlayan Sosyalist Hareketin yankıları Türkiye’de de gerek toplumsal gerek siyasal alanda etkilerini göstermiştir. Bu dönemin dünyada yarattığı bir başka yaşam modelinin güçlü isteği, şiir ve sanata olan yansımalarıyla toplumcu damarı tetiklemiştir. Bu dönemde Arif Damar, Metin Eloğlu, Ataol Behramoğlu, Kemal Özer (1973 sonrası), Hasan Hüseyin, Enver Gökçe, Can Yücel, Özdemir İnce, Süreyya Berfe, Metin Eloğlu, Ahmet Oktay gibi isimler toplumcu gerçekçi şiirin önemli temsilcileri olmuştur.
1980 darbesiyle beraber toplumcu şiir anlayışı geriye çekilmiştir. Farklı yönelimlerin görüldüğü bir döneme girilmiştir. Postmodernizmin etkisiyle sanatçılar artık bireyin iç dünyasına yönelmiş ve toplumsal gelişmelerden çok bireysel yaşam ve duygular ön plana çıkmıştır. Elbette bu dönemde bireysel eğilimin yanı sıra toplumsal sorunlar da işlenmiştir fakat toplumcu şiirden uzak bir şekilde bireysel bakış açısıyla temas etmişlerdir.
Şiirin diğer edebiyat türleri arasında nasıl bir direniş örgütlediğine gelirsek, şiir öncelikle yapısı gereği içinde taşıdığı coşkuyla birlikte özgürlüğün ve yaşamın engin güzelliğini kısa ve net vurgusunu ön plana çıkardığı için bireyi dolaysıyla da toplumu harekete geçiren bir dinamizme sahiptir. Kitleleri coşkuyla yönlendirme özelliğinden dolayı diğer sanat türlerine göre daha dinamik, daha harekete geçiren, insanın duygularını vurgulu bir şekilde öne çıkarması, insanların ortak bir dilden ortak itirazlarını, düşlerini, isteklerini ifade etmesinden dolayı direnişin öncü sanat alanı olduğunu düşünüyorum.
Şiirin zaman zaman çağıyla yüzleşebildiğini düşünüyorum. 1938’de Dersim Katliamında devletin kendi resmî açıklamalarına göre on binlerce insanımız katledilmiş, binlerce insanımız yerinden yurdundan edilmiştir. Fakat ne 1940’larda, ne 1950’lerde ne de 1960’larda -Ahmet Arif’i saymazsak- bu katliamı anlatan tek bir tane şiir yazılmamıştır. Bu dönemde Toplumcu şiir üreten şairler de dahil olmak üzere. Bu da benim dönemin toplumcu şairlerine benim yönelttiğim bir eleştiri olsun.
Sözgelimi yaşadığımız bu dönemin şiirinin de çağın sorunlarıyla, çıkmazlarıyla güçlü bir şekilde yüzleştiğini düşünmüyorum. Bunun bir nedenin de dünyada daha bireyci bir yaşamın ön plana çıkması olduğunu düşünenlerdenim.
Altay Ömer Erdoğan: Dar çağda şiir ve dahası şair; toplumsalın, eylemin, değiştirme-dönüştürme dinamiklerinin neresindedir? Sanatın ve konumuz özelinde şiirin bu darlığı genişletmenin, bu dayatılan gündemi aşmanın, kendi yatağında akabilmenin koşulları nelerdir?
Hıdır Işık: Dar çağ dediğimiz içinde bulunduğumuz 21.yüzyılın ilk çeyreğinde geçen şu yirmi beş yıllık dönemde şiir, edebiyat hatta sinema gibi sanat alanları özellikle de interaktif dünyanın azizliğine uğradığını düşünüyorum. Kentleşen dünyada zorlu yaşam mücadelesi veren birey, sosyoekonomik darlığın içinde sosyal medya ile kuşatıldı. Ama çoğu zaman olduğu gibi şiir interaktif dünyanın yarattığı kuşatmayı da aştığını söyleyebiliriz. Geçtiğimiz yıllarda yaşadığımız Gezi Direnişi’nde sokaklarda duvarlara işlenen şiir dizeleri ya da sözleri kitlelerin itirazını dile getirmişti bir ölçüde. Buradan da görüldüğü üzere şiir aslında toplumun itiraz etme, değiştirme, dönüştürme arzusunda toplumun coşkusunu açığa çıkardığı için kendi gücünü ortaya koymuştur. Bu önemli bir dinamiktir. Bu şiirin yadsınamaz dinamiğidir.
Şair yaşadığımız çağın özellikle de yapa zekanın ön plana çıktığı bu algoritmik sanal çağda insan ilişkilerinin yozlaştığı, insana dair duyguların önemsiz kılındığı gerçeğiyle yüzleşmiş, bu yeni dünya denen dünyanın tasarımındaki uçurumları şiiriyle topluma yansıtması çağının tanıklığı açısından önemlidir. Bunun içinde şairlerin toplumun gelecekte yaşayacağı bu açmazların işlediği şiirini toplumun her kesimiyle buluşturabilmesi gibi bir görevi daha olduğunu söyleyebilirim. Çünkü şiir her zaman dayatmaları, kuşatmaları -özellikle de resmi ideolojilerin kuşatmalarını- yıkıp geçen bir sanat çağlayanıdır.




