Site icon Mimas Yayınevi

KARABURUN SANAT KAMPI “DAR ÇAĞDA ŞİİR”

Karaburun Sanat Kampı’nın şiir söyleşilerinde Şirvan Erciyes, Altay Ömer Erdoğan’ın Dar Çağda Şiir başlıklı sorularını yanıtladı.

ALTAY ÖMER ERDOĞAN: “Dar çağ” kavramı çerçevesinde şiir ile toplumsal hafıza ilişkisini irdeler misiniz? Unutmaya karşı hatırlamanın devrimci bir eylem olduğunu varsayarsak, genelde sanatçının, özelde şairin çağına tanıklık etmesi, çağı şiir aracılığıyla kayda dökmesi şairden beklenen mi? Şairin özgürlüğü ile özgünlüğünü bu bağlamda tartışabilir miyiz?

ŞİRVAN ERCİYES: Hafızaya ne derece güvenebiliriz bundan emin değilim. Her anımsanın yeniden yaratma olduğunu biliriz. Anlattıkça aslından uzaklaşır hikâye. Hele de hafızayı yeniden yaratmak, çıkarları doğrultusunda şekillendirmek isteyenlerin baskın olduğu şu ortamda genel olarak edebiyata, özeldeyse şiire çok iş düşüyor. Sanatçı “çağının tanığıdır” önermesini sırtından atarak yazmak istedi bazı şairler. İçinde bulunduğumuz koşullar ve coğrafya bize bu olanağı tanımıyor. Olana bitene kör, sağır mı olacağız? Yazar ya da şair arşivci değil, kayıt tutmaz elbette. Ancak edebi metinlerin bir işlevi de yazıldıkları dönemin özelliklerini içermesidir. Edebi metinler öğretmek ya da ders vermek gayesiyle yazılmazlar. Edebiyatçılar her sorunu çözmüş, bilge, sihirli bir değneğe sahip yol göstericiler de değildir. Bizler maruz kaldığımız hayata ve sisteme dayanabilmek için okuyup yazıyoruz. Varlığımızı bir arada tutmanın daha iyi bir yolunu bilsek belki de okuyup yazmazdık. Ancak az önce de değindiğim gibi edebiyatın bir işlevi de çağının tanığı olmasıdır. Bunu amaçlamayan metinler için bile bu durum söz konusudur. Edebi metinler kişisel ya da toplumsal temaları odağına olsa da durum değişmez. Kişisel olanı belirleyen de içinde yaşadığımız toplumun koşullarıdır zira. Bunalımlarımız, kaygılarımız, mutsuzluklarımız yetiştiğimiz toplumsal koşullarla ilintili. Yazarlar yaşadıkları çağın maddi manevi koşullarını ister istemez eserlerine yansıtır. İskandinav ülkelerinden birinde yaşıyor olsaydık muhtemelen farklı kaygılarımız olacaktı. Bizler sahip olduğu demokratik hakları bile kaybetme tehlikesi ve tehdidine maruz bir şekilde yaşayanlar etrafımızda olana bite duyarsız mı kalacağız. Susacak mıyız? Şiir ve edebiyat hafızaya mıh çakmaya ve tarihe şerh düşmeye yarar. Edebiyatın toplumları dönüştürme, kitleleri peşinden sürükleme olanağı kalmamıştır artık. Eskiden okur- yazarların toplumu etkileme gücü şimdikinden fazlaydı. Yine de bu durum bizleri okumaktan ve yazmaktan alıkoymuyor. Dediğim gibi tarihe şerh düşme, itirazı dillendirme çabası. Belki birkaç kişiye ulaşacak sesimiz. En azından onlardan olmadığımız bilinecek. Ayrıca direnmek için umutlu olmak gerekmez. Tarihte de bugün de yazan, itirazı olan, sorgulayan, kendi yolunu çizmek isteyen insanlar bedeller ödemişler. Yazmak direnmektir ve bedellerini göze almayı gerektirir.

Özgürlük ve özgünlüğe gelince; şair bugün ne özgür ne de yeterince özgündür. Bunun nedeni de toplumsal konulara duyarlı olmasından kaynaklanmaz. Şiirin, şairin özgür olmadığı ortamda yeterince özgün eserler ortaya konulabilir mi? Otosansür meselesi var ayrıca, tartışılan konulardan biri. Kadın yazar ve şairler erkeklere göre daha fazla sansüre ve otosansüre maruz kalmaktadır. Kadınların yazdığı her şeyi yaşanmış hatıralar gibi algılamaya mail bir erkek belleği var halihazırda. Kadınlar bu nedenle çekinceli davranıyor, kadınların bu konuda daha cesur olması gerekiyor. Bizden önce yazan cesur kadınların açtığı çığırda ilerlerken o çığırı genişletmekle de yükümlüyüz.

ALTAY ÖMER ERDOĞAN: Darlığı genişletmekten söz etmiştik ilk oturumda. Yine sormak istiyorum; şiirin bu darlığı genişletmenin, bu dayatılan gündemi aşmanın, kendi yatağında akabilmenin koşulları nelerdir? Şair, bu koşulları hafıza ve dilin olanaklarını kullanarak nasıl oluşturabilir? Ve sizce günümüzde şiir, kabuk değişimine mi uğruyor?

ŞİRVAN ERCİYES: Günümüzdeki şiir ortamından genç şairler de yaşı ilerlemiş olanlarda memnun değil. Şiirin okunmadığı, iyi şiir yazılmadığı, yayınevlerinin şiir kitapları basmak istemediği, şiir kitaplarının satmadığı yolunda serzenişler hepimizce malum. Gençler şiirin değişmesi gerektiğini ileri sürüyor ve kendi dillerini yaratmaya çalışıyor. Okur tarafından hak ettiği ilgiyi görmese de şiir, hala en azından, yazanlar tarafından değer görüyor. Gençlerin diline, yeni şiire açık olmak, onları anlamaya, yaklaşmaya çalışmak zorundayız. Geleneği bilmeden gelecek inşa edilebilir mi? Bundan emin değilim. Çok okumak, yeniliklere açık olmak, gençlerin dilini tanımaya çalışmak en doğru tutum gibi geliyor bana.